Çocuklar için arkadaş olmak için nasıl

tfw no gf

2020.07.27 20:50 lord_mediocre tfw no gf

Öncelikle ülkenin durumu bu hâle gelmişken derdimin karı kız işleri olmasının bana utanç verdiğini söylemek isterim, fakat bu sorunumu çözmem gerekiyor ve konuşabileceğim kimsem yok. Post dağınık olduğu için de özür dilerim. Bu tür konuları anlatırken düşüncelerim İlber Ortaylı gibi bir yerden bir yere gittiği için böyle...
31 yaşında bir erkeğim. Hayatımda karşı cinsten hiç arkadaşım olmadı. 27 yaşıma kadar beyin kapalı modda yaşadım. 1-2 Tinder denedim (fotoğrafı lise arkadaşlarımdan biri çekti), onda da 2 ay boyunca 0 match aldım. Sonra askere gittim, askerden döndükten sonra iş bulma işten girme çıkma derken hayatımın temelini sağlamlaştırdığımda yaşımın 30'a vardığını fark ettim. Sonra da kendimi gözden geçirmeye koyuldum.
Bu koşullar altında kız arkadaş nasıl bulacağım?
TL;DR: Yok teledere meledere. Tembellik etmeyip okumanızı rica ederim.
submitted by lord_mediocre to Turkey [link] [comments]


2020.02.16 02:08 karanotlar Beşikçi: Türk solcuları, Kürdlerin, Kürdçe konuşmalarından rahatsız oluyorlar

Beşikçi: Türk solcuları, Kürdlerin, Kürdçe konuşmalarından rahatsız oluyorlar
https://preview.redd.it/u18w4xrir6h41.jpg?width=880&format=pjpg&auto=webp&s=b8d80d2a9c0c0acdbf56acf73b693c57d24b9d3b

İsmail Beşikçi

12 Mart Rejimi’nde, 19 Haziran 1971 günü, Ankara’da, Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde gözaltına alındım. Hakkımda gıyabi tutuklama kararı olduğunu bildirdiler. O akşam Diyarbakır’a götürüldüm. Kısa bir süre Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’nde tutulduktan sonra, Sıkıyönetim Askeri Tutukevi’ne götürüldüm. Diyarbakır Askeri Tutukevi’nde, Devrimci Doğu Kültür Ocakları’ndan ve Türkiye İşçi Partisi’nden arkadaşlar vardı.
Birkaç gün sonra gözaltı koğuşuna kalabalık bir grup getirildi. Arkadaşlar, bu grubun, Siirt, Şırnak’tan getirilmiş olduğunu söylüyorlardı. Grub içinde köylülerin, toprak ağalarının, aşiret reislerinin, şeyhlerin olduğunu da söylüyorlardı. Şırnak’dan getirilen bu gruba çok yoğun işkence yapıldığı da hemen belli oluyordu. Çoğu rahat yürüyemiyor, rahat konuşamıyordu. Arkadaşlar, bu grubun, Kürdistan Demokrat Partisi mensupları olduklarını, Mela Mustafa Barzani’ye yardım ettiklerini söylüyorlardı.
O günlerde ‘Patron-ağa devleti’, Türk solunun çok önemli bir sloganıydı. ‘Türkiye’yi kapitalist burjuvalar ve feodal ağalar birlikte yönetiyor’ şeklinde bir slogan daha vardı. Bu iki slogan, 1960’ların sonlarında, 1970’lerde çok kullanılan bir slogandı. Bu sloganları Kürd devrimcileri de kullanır olmuşlardı.
Şırnak’tan getirilen grup içinde Hurşit Ağa diye anılan bir arkadaş vardı. Hurşit Onuk. Hurşit Ağa sorgu sırasında çok işkence görmüştü. Hurşit Ağa bunu anlatmazdı ama köylüleri, Hurşit Ağa’nın çok işkence gördüğünü anlatırlardı. Günlerce ayaklarından tavana asılmış şekilde tutulduğu anlatılırdı. Ayakları tavanda, başı yerde… Bunlara rağmen Hurşit Ağa fazla konuşmamış. Kimseyi ele vermemek, bir bakıma da aşiretin ve ağalığın şeref, onur gibi değerleriyle ilgilidir.
‘Patron-ağa devleti’ sloganının ağa tarafı elbette, Hurşit Ağa gibi kişilerdi. ‘Türkiye’yi kapitalist burjuvalar ve feodal ağalar birlikte yönetiyor’ sloganının feodal ağa tarafı da, Hurşit Ağa gibi kişilerdi. Onlar da Kürdlüklerinden dolayı işkence görüyorlardı. İşbirlikçi ağların, aşiret reislerinin, şeyhlerin yanında, Hurşit Ağa gibi kişilerin sayısı şüphesiz azdır. Buna rağmen bu sloganlar ve Kürdistan’da filen yaşananlar, insanın zihninde çok önemli bir soru işareti yaratıyordu. Sıkıyönetim Tutukevinde, o günlerden sonra, bu çelişkiyi kendimce sorgulardım. Hurşit Ağa çok önemli bir kişilikti.
Sloganın ‘patron’ tarafına veya ‘kapitalist burjuvalar’ tarafına benzer bir muamelenin yapılmadığı şüphesizdir. Bunların bazıları bankalara da sahiptir. Bankaların yayınevleri de vardır. Bu kesim, Türk diliyle, Türk kültürüyle, Türk sanatıyla ilgili yayınlarıyla devletin, hükümetin gözdesi olmuşlardır. Öte yandan, işbirlikçi ağaların, aşiret reislerinin ve şeyhlerin de devlet politikalarını bölgede yaşama geçirmekten başka bir işlevi yoktur. Türkiye’nin yönetimine katıldıkları söylenemez.
***
Koğuşta, zamanla, Hurşit Ağa’nın bir tutumunu farkettim. Hurşit Ağa, eğer bir Kürd öğrenci veya genç bir Kürd, kendisine Türkçe bir soru sorarsa veya kendisiyle Türkçe konuşurlarsa, ona cevap vermiyordu veya onunla konuşmuyordu. Türkçe biliyordu ama her zaman Kürdçe konuşuyordu.
Bu tutumun nasıl yaşandığına bir gün ben de şahit olmuştum. Bir öğle vakti cezaevi arabasından, mahkemeden getirilen arkadaşlar çıktı. O sırada tutuklular havalandırmada volta atıyorlardı. Mahkemeden gelen arkadaşlardan biri, Hurşit Ağa’ya, Türkçe olarak,
‘Hurşit Ağa yemek geldi mi?’ diye sordu.
Hurşit Ağa cevap vermedi. Arkadaş o soruyu, Türkçe olarak tekrar sordu. Hurşit Ağa yine cevap vermedi. Arkadaş, ‘beni adam yerine koymuyor, soruma cevap vermiyor… Feodal ağa ne olacak!’ diye homurdanmaya başladı. Bunun üzerine Hurşit Ağa o arkadaşın yanına gelerek ve Kürdçe olarak, şöyle dedi:
‘Oğlum, sen neden kendi dilinle konuşmuyorsun?’ Arkadaş,
‘Kürdçe bilmiyorum, asimile olmuşum…’ dedi. Hurşit Ağa da ona şöyle demişti:
‘ Lenin, Stalin, devrim… Herbir şeyi öğrenmişsin, Marx ağzından düşmüyor, kendi ana dilini de öğren…’
***
1973 Ocak sonlarında, Kürdistan Demokrat Partisi iddianamesi açıklandı. İddianamede, Hurşit Ağa’nın, Kürdistan’ın güneyindeki Kürd Ulusal Kurtuluş Mücadelesi’yle, ilgilendiği, Mela Mustafa Barzani’nin karargahına gidip geldiği, Kürdistan Demokrat Partisi’yle ilişki içinde olduğu anlatılıyordu. Maddi-manevi yardım ettiği vurgulanıyordu. Arkadaşlar, gizli olarak, birkaç kamyon buğday, gaz, tuz, şeker, kibrit, cizlaved ayakkabı, çorap vs. gönderdiğini anlatırlardı. (T-KDP İddianame, 30 Ocak 1973 Diyarbakır Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Savcılığı, s. 66-67)
***
O dönemde, ziyaretler açık görüş şeklinde yapılırdı. Ziyaretçilerle tutukluları dikenli telörgüler ayırırdı. Dikenli telörgülerin bir tarafında ziyaretçiler, bir tarafında da tutuklular bulunurdu. Herkes herkesin ziyaretçisiyle görüşebilirdi. Yukarıda sözünü etmeye çalıştığın genç arkadaşın ziyaretçisi çoktu. Kadınlar, çocuklar, yaşlılar vs. herkes Türkçe konuşurdu. Hurşit Ağa’nın ziyaretçileri de çok olurdu. Çocuklar, kadınlar, yaşlılar çok ziyaretçisi olurdu. Bunların hepsi ge Kürdçe konuşurlardı.
O dönemde de ziyaretlerde Kürdçe konuşmak yasaktı. Dikenli telörgülerde, ziyaretçilerin tarafında askerler dururdu. Askerler, sık sık Kürdçe konuşmanın yasak olduğunu hatırlatırlardı. Bu alana bazan askerlerin komutanları da gelir, Türkçeden başka dillerle konuşmanın yasak olduğunu ihtar ederdi. Bir ziyaret günü bir üsteğmen Kürdçe konuşmanın yasak olduğunu bağırıyordu. O zaman rahmetli Edip Karahan, Hurşit Ağa gibi bazı arkadaşlar, bu yasağa yine karşı çıkmışlardı.’ Anadille konuşmak, hava almak gibi, ekmek yemek gibi su içmek gibi doğal bir ihtiyaçtır. Siz bunları nasıl yasaklarsınız?’ demişlerdi.
Devrimci, Enternasyonalist Düşünce ve Pratiklerin İşlevi…
Hurşit Ağa’nın, kendisiyle ve ailesiyle, çocuklarıyla birlikte her türlü baskı ve zulme karşı Kürd kalmayı başardığı söylenebilir. Ama sözü edilen genç için bunu söyleyemeyiz. Devrimci düşünce ve pratikler, sol düşünce ve pratikler, enternasyonalist düşünce ve pratikler, antiemperyalist söylemleri, genci kendi olmaktan uzaklaştırmış. Gencin ailesinin de kendi olmaktan uzaklaşmış olduğu açıktır.
Bu konuda çok önemli bir sorun vardır. Kendi olmayan bir kişi nasıl enternasyonalist olabiliyor? Kendi olmaması için çok yoğun baskılarla, zulümlerle karşı karşıya olan bir kişi, bu baskıları vs. sorun yapmayıp ’ben enternasyonalistim!’ diyerek mücadeleden nasıl uzaklaşabiliyor? Bu koşullarda enternasyonalist olmanın temel koşulu önce kendi olmak değil midir? O zaman, bu koşullarda dile getirilen, ‘enternasyonalistim!’ söyleminin, ancak, kendinden kaçışı, zorlu mücadeleden kaçışı gizleyen bir işlevi vardır.
Türklük Sözleşmesi
Bu noktada Barış Ünlü’yü hatırlamamak mümkün değil. O dönemlerde, Kürd solcuları, Türk solunun çok ağır etkisi altındaydı. Devrimci Doğu Kültür Ocakları kurulmuştu ama bu etki yine de sürüyordu. Kürd solcuları, Türk solu tarafından ‘milliyetçilik yapıyorsunuz …’ şeklinde suçlanmaktan çok korkarlardı. Kürdçe konuşmak milliyetçilikti. Kürdçe’yle ilgili haklar talep etmek milliyetçilikti. Ama Kürdçe’nin, Kürd kültürünün neden yasaklandığı hiç konuşulmuyordu.
Türk solcuları, doğal olarak Türkçe konuşuyorlardı. Ama Kürdlerin, Kürdçe konuşmalarından rahatsız oluyorlar, bunu kınıyorlar ve karşı çıkıyorlardı… Bu şüphesiz, Türklüğün kendilerine sağladığı bir imtiyazdı. Ama Türk solu bu imtiyazın bilincinde değildi. (Barış Ünlü, Türklük Sözleşmesi, Oluşumu, İşleyişi ve Krizi, Dipnot Yayınevi, 2018 Ankara
İdam Edilen, Sürgün Edilen Ağalar, Şeyhler, Aşiret Reisleri
Cumhuriyet’in ilk yıllarında, Şeyh Said, Ağrı, Sason, Dersim gibi alanlardaki direnişlerden sonra, bazı ağaların, aşiret reislerinin, şeyhlerin idam edildiği, bazılarının aileleriyle birlikte sürgün edildiği bilinmektedir. Bu süreç, genel olarak ‘direnişe katıldılar, idam edildiler, sürgün edildiler…’ şeklinde anlatılmaktadır. Biraz da küçümseyici bir dille, (o olsun’!) edasıyla anlatılmaktadır. Ve kısaca söylenip geçilmektedir. Fakat, ağaların, aşiret reislerinin, şeyhlerin neden direnişe katıldıkları, neden idam edildikleri, sürgün edildikleri fazla irdelenmemiştir.
1923’den itibaren, işbirlikçi ağalar, şeyhler, aşiret reisleri devlet tarafından, baştacı edilirken, milletvekili tayin edilirlerken, direnişe katılan ağalar, şeyhler, aşiret reisleri neden idam edildiler? Neden sürgünlere, gönderildiler, mecburi ikamete tabi tutuldular? Sürecin, şüphesiz Kürd milli haklarıyla ilgili bir yönü var. ‘İslamı savunuyorlardı, Halifeyi savunuyorlardı, şeriatı getirmek istiyorlardı vs. söylemi, sorunun milli yönünü gizlemek anlamına gelmektedir.
Ağalar, aşiret reisleri, şeyhler bir anlamda sürgün olmamak için direniyorlar. Sürgün yaşamamak için direnmek bir anlamda kendi kalmaya çalışmak demektir. Sürgün edilen kişilerin, ailelerin, kendi kalmaları çok zordur. Bir kere, yerinden yurdumdan koparılıp ülkenin dört bir tarafına savruldun mu devlet için sorun büyük oranda çözülmüş olmaktadır.
Ağalar, aşiret reisleri, şeyhlerle ilgili bir konuya daha değinmek gerekir kanısındayım. Ermeni, Asuri-Kildani, Süryani malları bölgede çok önemlidir. Kim bu yağmadan pay kapmışsa zenginleşmiştir. Şeyh Said ve arkadaşlarının, İhsan Nuri Paşa ve çevresinin, Mala Aliye Yunus ve çevresinin, Sey Rıza’nın, Ermeni-Asuri Kildani, Süryani mallarından pay kaptıklarını, böyle bir sürece girdiklerini düşünmüyorum. Hatta tehcir, soykırım sürecinde zor durumdaki Ermenilere yardım ettikleri, kol kanat gerdikleri de söylenebilir. Ama Devletle işbirliği yapan Kürd aşiret reislerinin, şeyhlerin, toprak ağalarının çok yoğun bir şekilde bu sürece girdikleri, devletin de onları teşvik ettiği söylenebilir. Bu görüşün, Kürdistan’ın çeşitli alanlarında test edilmesinde büyük yarar vardır.
Bu bakımdan, ağaların, aşiret reislerinin, şeyhlerin neden idam edildikleri, neden sürgün edildikleri, sürgünlerde neler yaşadıkları da irdelenmesi gereken konulardır. Devletle işbirliği içinde bulunan ağaların, aşiret reislerinin, şeyhlerin durumlarının irdelenmesi de önemlidir. Yusuf Ziya Döger’in, Kürd Aşiretlerinde Alan Koruma çalışması (Sitav Yayınevi, Ekim 2019) bu bakımdan bu bakımdan önemlidir. Ayrıca bk. Ahmet Önal, Kürd Aşiretlerinde Alan Koruma, (nerinaazad, 26.12. 2019)
Hurşit Ağa’ya Sevgi
Bu yazı vesilesiyle Hurşit Ağa’yı sevgiyle anıyorum. Hurşit Ağa, işkencelerden dolayı, kalp rahatsızlığı yaşayan bir arkadaştı. İlaçlar kullanırdı. 1974 genel affında O da tahliye oldu. Tahliyeden kısa bir süre sonra yaşamını yitirdi.
Bu yazı ilk olarak Nerîna Azad’da yer almıştır
http://www.rupelanu.org/besikci-turk-solculari-kurdlerin-kurdce-konusmalarindan-rahatsiz-oluyorlar-8284h.htm
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2019.11.03 15:45 masalokucomtr Nasrettin Hoca Fıkrası

Nasrettin Hoca Fıkrası
https://preview.redd.it/0y8fj25ghhw31.jpg?width=640&format=pjpg&auto=webp&s=f2c18a0c03825f6f5779aa53e5d2ca619c73c2ee

Parayı Veren Düdüğü Çalar Nasrettin Hoca Fıkrası

Nasrettin Hoca‘nın pazara gideceğini duyan çocuklar çevresine toplanırlar. – Hoca, bana düdük al! – Bana da, bana da! -Ben de düdük isterim! – Bir tane de bana! Ama çocuklardan sadece biri Nasrettin Hoca’ya düdük parası verir. Akşama doğru Hoca pazardan döner. Çocuklar sevinçle düdüklerini isterler. Nasrettin Hoca cebinden bir düdük çıkarır. Parayı veren çocuğa düdüğü uzatır. Tabii diğer çocuklar hep bir ağızdan bağırırlar. – Hani bizim düdüğümüz? Nasrettin Hoca gülerek, – Eee, çocuklar! Parayı veren düdüğü çalar, der.

Ya Tutarsa Nasrettin Hoca Fıkrası

Bir gün Nasrettin Hoca göl kenarında gider. Elinde de bir kase yoğurt vardır. Hoca, yoğurdu kaşık kaşık göle boşaltmaya başlar. Bu sırada onu gören biri şaşırarak, – Hoca ne yapıyorsun, diye sorar. Hoca gülerek, – Görmüyor musun göle yoğurt mayalıyorum, der. Adam, Hoca’nın delirdiğini düşünür. – Vah, vah, vah! Sen çıldırdın mı Hoca! Koskoca göl maya tutar mı, deyince Hoca gayet ciddi cevap verir. – Peki ama ya tutarsa

Ben Sözümden Dönmem Nasrettin Hoca Fıkrası

Bir gün Hoca’ya bir komşusu sorar. – Hoca’m, sen kaç yaşındasın? Hoca ak sakallarını sıvazlar. – Kırk yaşındayım. Komşusu hemen itiraz eder. – Nasıl olur Hoca’m? On yıl önce de aynı şeyi söylemiştiniz, deyince Hoca gülümser. – Bak komşum sözünden dönmek bize yakışmaz. Sen bu soruyu on yıl sonra yine sor. Göreceksin aynı cevabı vereceğim. Ben sözümden dönmem, der.

Vasiyet Etmiş Nasrettin Hoca Fıkrası

Bir gün Nasrettin Hoca, karısına, – Bak Hatun, size vasiyetimdir. Öldüğüm zaman beni baş aşağı gömün! Tam mı, der. Karısı şaşırır. – Bu ne biçim vasiyet Hoca? Niye baş aşağı gömülmek istiyorsun, diye sorar. Hoca kendisinden emin bir şekilde, – Niye olacak. Yarın kıyamet koptuğunda her şey alt üst olacak. İşte o zaman ben dosdoğru kalkarım, cevabını verir

Rüyada Gözlük Nasrettin Hoca Fıkrası

Nasrettin Hoca bir gece aniden uyanır. – Hatun, çabuk kalk. Gözlüğüm nerede, bulamıyorum? Kadın, uykulu uykulu, – Hoca, gece yarısı niçin gözlük arıyorsun, der. Hoca telaşlı telaşlı gözlüğünü takar. – Ne demek niçin? Tabii ki rüyada daha iyi görmek için!
Nasrettin Hoca Nasrettin hocanın fıkralarıNasreddin Hoca

Hepsinin Tadı Aynıdır Nasrettin Hoca Fıkrası

Nasrettin Hoca, bağdan topladığı üzümleri eşeğine yükler. Evine giderken yolda çocuklar peşine takılır. – Hoca Efendi bize de üzüm verir misin, dedikleri zaman Hoca çocuklara bakar. Bu kalabalık çocukların her birine bir salkım verse, üzümler bitecek. Tutar, her birine bir tane üzüm verir. Çocuklar sızlanmaya başlar. – Ama Hoca efendi, çok az verdin. Nasrettin Hoca: – Canım niye ısrar ediyorsunuz. Ha bir tane ha on tane ne fark eder. Nasıl olsa hepsinin tadı aynı değil mi, diyerek gider.

Yağmurdan Kaçıyorum Nasrettin Hoca Fıkrası

Yağmurlu günde Hoca pencerenin kenarında otururken. Yağmurda ıslanmamak için kaçan bir komşusunu görür. Pencereyi açarak, – Çok yazık, sana hiç yakıştıramadım. İnsan hiç Allah’ın rahmetinden kaçar mı, diye seslenir. Onu duyan adam utanarak yavaş yavaş yürümeye başlar. Tepeden tırnağa kadar ıslanır. başka gün Hoca dışarıdayken yağmur yağmaya başlar. Hoca evine doğru koşarken komşusu pencereden seslenir. – Heyy Hoca’m ayıp değil mi? Allah’ın rahmetinden niçin kaçıyorsun? Hoca kendisinden emin koşarken şöyle der: Ne diyorsun komşum. Ben rahmetten kaçmıyorum. Tam tersi yere düşen rahmeti çiğnememek için koşuyorum.

Parayı Kim verecek Nasrettin Hoca Fıkrası

Arkadaşları Küçük Nasrettin’e bir oyun oynamak isterler. – Nasrettin, biz hamama gidip yumurtla yapacağız. Bizimle gelmek ister misin, deyince küçük Nasrettin arkadaşlarının yine bir şeyler planladıklarını anlar. – Tabii gelirim, der. Böylece bütün çocuklar hamama giderler. Çocuklar gizledikleri yumurtaların üzerine otururlar. İçlerinden biri: – Hey Nasrettin! Şimdi hep beraber yumurtlayacağız. Kim yumurta yapamazsa bütün hamam paralarını o verecek, der. Hep bir ağızdan gıdaklamaya başlarlar. “Gıt, gıt, gıdaak. Gıt, gıt, gıdaak.” Sonra da gizledikleri yumurtaları çıkarırlar. İşte tam bu sırada küçük Nasrettin horoz gibi öter. “Üürü üüü. Üürü üüü.” Çocuklar şaşırır. – Nasrettin sen ne yapıyorsun, derler. Kçük Nasrettin gülerek, – Eee, arkadaşlar! Bu kadar tavuğa bir de horoz gerekir. Öyle değil mi, der.
Nasrettin HocaKısa fıkralarEn komik fıkralar

Ayın Kaçı Nasrettin Hoca Fıkrası

Nasrettin Hoca bir iş için Konya’ya gider. Yolda adamın biri Hoca’yı durdurur. – Affedersin, Hoca efendi, bugün ayın kaçı, biliyor musun, diye sorunca. Hoca: – Nerden bileyim, ben buranın yabancısıyım, diye cevap verir.
Nasrettin Hoca Nasrettin hocanın fıkralarıNasreddin Hoca

Mektup Aceleye Gelmiş Nasrettin Hoca Fıkrası

Akşehir’in zenginlerinden birinin düğünü yapılır. Düğünde tatlılar, börekler, çok güzel yemeklerle sofra kurulur. Telaştan, Hoca’yı düğüne çağırmayı unuturlar. Nasrettin Hoca ” Ne yapsam şu düğüne gitsem.” diye düşünür. Birden aklına bir fikir gelir. Hemen boş bir kağıdı zarfın içine koyar. Koşarak düğün evine gelir. Elindeki zarfı zengin adamın hizmetçisine verir. – Beyefendiye bir mektup getirdim, diyerek içeri girer. Hemen sofraya oturur ve karnını bir güzel doyurur. Bu sırada mektubu ev sahibine verirler. Ev sahibi şaşırır. – İyi ama bu zarfın üzeri yazılı değil. Hiçbir şey anlamadım, deyince Hoca lokmasını yutarak. – Evet, doğru diyorsunuz. Aslında onun içi de yazılı değil. Kusuruma bakmayın, biraz aceleye geldi de, der.

Kendisi Sanmış Nasrettin Hoca Fıkrası

Hoca, bir gün karşılaştığı birisiyle sohbet etmeye başlar. Uzun uzun konuşurlar. Vedalaşırken Hoca: – Kusura bakma arkadaş. Ben seni tanıyamadım, adın neydi, diye sorar. Adam şaşırıp kalır. – Tanımadıysan benimle ne diye iki saattir konuşuyorsun, deyince Hoca güler. – Ne bileyim, sarığın ve cübben benimkine çok benziyordu. Ben de seni kendim sandım, der.

Hırsızın Ardından Nasrettin Hoca Fıkrası

Bir gece Nasrettin Hocanın Evine hırsız girer. Adam eline geçen her şeyi torbasına atarak evden çıkar. Hoca her şeyi görür. Hemen eline birkaç eşya alarak hırsızın peşinden gider. Sonunda hırsız kendi evine gelir. İçeri giren hırsız, Hocayı arkasında görünce şaşırır. – Sen kimsin, burada ne işin var? Hoca cevap verir. – Biraz önce bizim evdeki her şeyi topladın. Yoksa bu eve mi taşındık?

Yıldız Yaparlar Nasrettin Hoca Fıkrası

Hoca’ya sorarlar. – Hoca’m, yeni ay çıktığı zaman eskisini ne yaparlar? Hoca, cevabı yapıştırır. – Ne yapacaklar, kırpar kırpar yıldız yaparlar!

Pazarlık Nasrettin Hoca Fıkrası

Dere kenarında bekleyen iki kişi Nasrettin Hocayla karşılaşırlar. – Hoca efendi. ikimiz de yüzme bilmiyoruz. Bizi karşı tarafa geçirirsen sana iki altın veririz, derler. Hoca bu teklifi kabul eder. Birinci adamı kolayca karşıya geçirir. Ama ikincisini geçirirken su, adamı alıp götürür. Bunun üzerine arkadaşı Hoca’ya bağırmaya başlar. – Ne yaptın? Su arkadaşımı götürüyor? Çabuk, çabuk kurtar onu! Hoca, adamı boğulmadan yakalayıverir. Bir tarafdan da şöyle der: – Kardeşim, niye telaş ediyorsunuz. Siz de bir altın eksik verirdiniz. Böylece ödeşirdik!

Doksan Dokuza Da Razıyım Nasrettin Hoca Fıkrası

Nasrettin Hoca bir gece garip bir rüya görür. Rüyasında avucuna doksan dokuz altın para koyarlar. Ama Hoca bununla yetinmeyip, – Olmaz, doksan dokuzu veren yüzü de verir. Yüz altın isterim, diye sayıklar. İşte tam bu sırada Hoca uyanır. Gördüklerinin rüya olduğunu anlayınca hemen gözlerini kapatır. Avucunu uzatarak, – Peki, doksan dokuza da razıyım, der.

Turşuyu Sen Mi Satacaksın Nasrettin Hoca Fıkrası

Hoca turşu satmaya karar verir. Turşuyu eşeğini yükleyerek mahallede dolaşmaya başlar. – Çok güzel turşularım var. Turşucu, Turşucu! Hoca “Turşucu!” diye bağırırken eşeği de durmadan anırır. Eşek bir türlü Hoca’ya ağız açtırmaz. Eşeğini susturamayan Nasrettin Hoca daha fazla dayanamaz. – Yeter artık! Turşuyu sen mi satacaksın, yoksa ben mi, der.
Nasrettin Hoca En komik fıkralar Nasrettin hocanın fıkraları

Yıldızların Sayısı Nasrettin Hoca Fıkrası

Bir Gün Nasrettin Hoca vaaz verirken dinleyenlerden biri: – Hocam sen çok bilgilisin. Bize söyler misin gökyüzünde kaç tane yıldız vardır? Hoca gülümseyerek sakallarını sıvazlar. – Şu gördüğünüz sakallarımdaki beyazlar kadar, der. Soruyu soran şaşırır. – Hocam bu nasıl olur, şaka mı yapıyorsunuz, deyince Hoca kendisinden emin şöyle der: – İnanmazsan gel de say!

Ben Zaten İnecektim Nasrettin Hoca Fıkrası

Küçük Nasrettin çok sevdiği eşeğine binerek gezmeye çıkar. Bu arada eşeğinin tökezlemesi yüzünden yere düşer. Mahallenin yaramaz çocukları gülmeye başlar. – Ha ha ha. Nasrettin’e bakın eşekten düştü. Ha ha ha. Nasrettin eşeğe binmesini bile bilmiyor! Küçük Nasrettin, hiçbir şey olmamış gibi ayağa kalkar. Cevabı yapıştırır. – Arkadaşlar, ne diyorsunuz? Düşmeseydim inecektim.

Kaybolan Heybe Nasrettin Hoca Fıkrası

Nasrettin Hoca misafir olduğu bir köyde heybesini kaybeder. Sinirinden bağırıp çağırır. – Eğer heybemi bulamazsanız, ben ne yapacağımı bilirim! Köylüler hep birlikte Hoca’nın heybesini ararlar. Sonunda heybe bulunur. Koşarak Hoca’nın yanına giderler. – Hoca, çok merak ettik. Heyben bulunmasaydı ne yapacaktın, diye sorarlar . Nasrettin Hoca gülerek cevap verir. – Ne mi yapacaktım? Tabii ki yeni bir heybe alacaktım.

Öteki Kapıdan Çıkmıştır Nasrettin Hoca Fıkrası

Canı çok sıkılan Hoca, evine giderken komşularıyla karşılaşır. – Hoca’m, biz de seni ziyarete geliyorduk. Birer kahve içip biraz sohbet edelim diyorduk, deyince Hoca istemeyerek kabul eder. Birlikte Hoca’nın evinin önüne kadar gelirler. Hoca: – Siz burada biraz bekleyin, diyerek içeri girer. Karısına, – Hatun, sen şu adamlara bir şeyler söyle gitsinler. Bugün kimseyle konuşmak istemiyorum, der. Kadıncağız ne yapacağını şaşırıp kapıyı açar. – Şeyy, boşuna beklemeyin hoca evde yok, der. Adamlar: – Nasıl olur, daha şimdi biz beraberce eve geldik. Az önce içeri girdi, diyerek içeri girmek isterler. Bunun üzerine Hoca içeriden seslenir. – Yahu, siz ne tuhaf adamlarsınız! Belki evin iki kapısı vardır. Öteki kapıdan çıkmış olamaz mıyım, der.

Gömleğin Parası Nasrettin Hoca Fıkrası

Nasrettin Hoca bir gün Konya çarşısında dolaşırken, – Şu dükkandan bir çift ayakkabı alayım diyerek içeri girer. Güzel bir çift ayakkabı beğenir. Dükkan sahibi tam da ayakkabıyı sararken fikrini değiştirir. Hoca: – Aslında ayakkabılarım o kadar da eskimedi. İyi mi ben ayakkabı değil, bir gömlek alayım. Haydi, sen bana güzel bir gömlek ver, der. Dükkan sahibinden gömleği alan Hoca, – Ben artık gideyim der. Haydi hoşça kal, diyerek gidecekken dükkan sahibi, – Hoca’m dur, gömleğin parasını vermedin, diyerek onu durdurur. Hoca anlamamış gibi yapar. – İyi ama ayakkabı yerine gömleği aldım ya, deyince adam şaşkın şaşkın, – Peki ama ayakkabının parasını da vermemiştin ki, der. Hoca güler. – Ne garip adamsın. Yahu almadığım ayakkabının parasını niye vereyim?

Biraz Da Biz Ölelim Nasrettin Hoca Fıkrası

Soğuk bir kış günü Nasrettin Hoca misafirliğe gider. Ev sahibi sofraya büyük bir kase dolusu çorba koyar. Kendisi eline bir kepçe alır. Hoca’ya ise küçük bir kaşık verir. Çorbadan içmeye başlarlar. Ev sahibi sıcak çorbayı koca kepçeye doldurur. – Oh, Allah’ım öldüm!… Bu ne güzel çorba. Oh öldüm, öldüm, diyerek içerken bizim Hoca bir türlü karnını doyuramaz. Sonunda dayanamayarak elindeki kaşığı ev sahibine uzatır. – Kardeşim, şu kepçeyi ver, biraz da biz ölelim, der.
Nasrettin Hoca Nasrettin hocanın fıkralarıNasreddin Hoca

Ne Duruyorsun Yesene Nasrettin Hoca Fıkrası

Nasrettin Hoca, gittiği bir şehirde parasız kalır. Şehirde yardım isteyebileceği bir tanıdığı da yoktur. Karnı öyle acıkır ki ne yapacağını şaşırır. Fırının önünden geçerken mis gibi ekmek kokusu gelir. Hoca daha fazla dayanamayıp içeri girer. Taze ekmekleri düzelten fırıncının omuzuna dokunur. – Merhaba fırıncı! Bu ekmeklerin hepsi senin mi, diye sorar. Fırıncı bu garip soruya şaşırır. – Tabii benim. Niye sordun? Hoca yutkunur. – Öyleyse ne duruyorsun yesene kardeşim!
Nasrettin Hoca Nasrettin hocanın fıkralarıNasreddin Hoca

Al Elimi Nasrettin Hoca Fıkrası

Nasrettin Hoca göl kenarında dolaşmaya çıkar. Bu sırada bağırma sesleri duyarak sesin geldiği yere koşar. Meğerse göle düşen bir adamı çıkarmaya çalışıyorlarmış. Herkes suyun içine girip, – Ver elini, ver elini, diye bağırır. Ama adam bir türlü kimseye elini vermez. Nasrettin Hoca hemen suya girer. – Al elim, al elim, diye bağırınca adam elini Hoca’ya verir. Nasrettin Hoca’ya bu işi nasıl başardığını sorarlar. Hoca gülerek, – Siz bu adamı tanımazsınız. O çok cimridir. Bu yüzden ” Ver elini.” deyince size elini bile vermedi. Ben “Al elimi.” dedim. O da her zamanki gibi aldı. Yaa işte böyle, der.
Nasrettin Hoca Nasrettin hocanın fıkralarıNasreddin Hoca

Ya Üstünde Olsaydı Nasrettin Hoca Fıkrası

Bir gün Nasrettin Hoca eşeğini kaybeder. Eşeğini aramaya koyulur. Arada bir de ellerini açarak, – Allah’ım şükürler olsun, diye dua eder.. Bunu gören komşusu: – Hoca’m bu ne iştir? Sen eşeğini kaybetmişsin, üzüleceğin yerde şükrediyorsun, der. Hoca şöyle cevap verir: – Öyle deme komşum. Tabii şükrediyorum, ya bir de eşeğin üzerinde olsaydım! Ben de kaybolup gidecektim.

Ya Kabak Kafama Düşseydi Nasrettin Hoca Fıkrası

Nasrettin Hoca, bir gün tarlasında çok çalışıp yorulur. Gidip bir ceviz ağacının dibine oturur. Sırtını ağaca yaslayarak düşünmeye başlar. – Allah’ım şu ceviz ağacında ne çok ceviz var. Keşke benim kabaklarım da ağaç ağaçta yetişseydi. O zaman bu kadar yorulmazdım. Hoca böyle düşünürken ağaçtan bir ceviz “taakk” diye Hoca’nın başına düşer. O anda Hoca’nın aklı başına gelir. – Tövbeler olsun Allah’ım! Sen her şeyi çok güzel yaratmışsın. Eğer kafama ceviz değil de kabak düşseydi ne olurdu halim!

Bir Fil Daha İsteriz Nasrettin Hoca Fıkrası

Timur, bir gün fillerinden birini Nasrettin Hoca’nın köyüne gönderir. File iyi bakılmasını emreder. Fil, köylülerin tarla ve bahçelerine girer. Her şeyi yiyip bitirir. Köylüler ne yapacaklarını şaşırırlar. – Bu koca fil yüzünden her şeyimiz mahvoldu. Ne yapsak da ondan kurtulsak, diye düşünmeye başlarlar. Sonunda kalkıp Hoca’nın yanına giderler. – Hoca’m ne olur bize yardım et. Timur , seni sever. Sözüne değer verir. Bizimle beraber gelirsen ona rica ederiz. Fili köyümüzden götürmelerini isteriz, diyerek Hoca’yı ikna ederler. Hep birlikte yola çıkarlar. Ama tam Timur’un bulunduğu yere yaklaşınca, – Hoca, biz vazgeçtik. Sen bu işi tek başına yap, derler. Hoca’yı tek başına bırakıp köylerine geri dönerler. Nasrettin Hoca köylülere çok kızar. Timur’un yanına gider. Timur onu görünce çok şaşırır. – Hoş geldin Nasrettin Hoca. Ne oldu, yoksa filime bir şey mi oldu, diye sorar. Nasrettin Hoca cevap verir. – Hükümdarım. Gönderdiğiniz fil çok iyi. köylüler de onu çok seviyor. Ama zavallıcık çok yanlız. Bize bir fil daha gönderir misiniz?
Nasrettin HocaKısa fıkralar En komik fıkralar

Ayaklarını Kaybeden Çocuklar Nasrettin Hoca Fıkrası

Mahallenin çocukları Nasrettin Hoca’nın geldiğini görürler. Ona güzel bir şaka yapmak isterler. Yere oturup ayaklarını üst üste koyarlar. İçlerinden biri: – Hey Nasrettin Hoca! Ne olur bize yardım et. Ayaklarımızı karıştırdık. Kimse kendi ayağını bulamıyor, der. Nasrettin Hoca da, – Öyle mi? Biraz bekleyin, ben şimdi ayaklarınızı bulurum diyerek yerden kalın bir sopa alır. Çocukların ayaklarına hafifçe vurmaya başlar. Çocuklar hemen ayaklarını çekerler. Nasrettin Hoca da gülerek, – Çocuklar, her kes ayağını kolayca buldu, değil mi, der.

Kendisi Haber Vermiş Nasrettin Hoca Fıkrası

Nasrettin Hoca bir gün kırlarda dolaşıyormuş. Birden başı dönmüş ve bayılmış. Kendisine geldiğinde, – Galiba ben öldüm. En iyisi gidip haber vereyim de gelip beni gömsünler, diye düşünerek evine gitmiş. Karısına olanları anlatmış. Karısı ağlayarak komşulara haber vermiş. Komşuları üzülerek, – Allah Allah! Nerede öldü, kim haber verdi, diye sormuşlar. Hocanın karısı: – Zavallının kimi var ki! Kendisi haber verdi. Sonra da öldüğü yere gitti, diye cevap vermiş.

Sana Ne Nasrettin Hoca Fıkrası

Adamın biri yolda Nasrettin Hoca’yı durdurur. – Hey Hoca’m! Demin büyük bir tepsi baklava götürüyorlardı. Nasrettin Hoca ilgilenmez. -Bana ne, der. Adam devam eder. – İyi ama Hoca’m, tepsiyi sizin eve götürüyorlardı. Bunu duyan hoca adamı tersler. – O halde sana ne?

Kuyuyu Ters Çevirmişler Nasrettin Hoca Fıkrası

Nasrettin Hoca ile bir arkadaşı Konya’yı gezerler. Bu sırada yüksek minareli bir cami görürler. Arkadaşı merakla, -Hoca’m sen bilirsin her halde. Şu minareleri acaba nasıl yaparlar, diye sorar. Nasrettin hoca kendisinden emin, – Bunda bilmeyecek ne var! Tabii ki kuyuyu ters çevirince minare olur, cevabını verir.

Kazan Öldü Nasrettin Hoca Nasrettin Hoca Fıkrası

Nasrettin Hoca, Bir gün komşusundan bir kazan ödünç alır. Ertesi gün kazanı geri götürür. – Sağ ol komşu. Senin kazan çok işime yaradı. Haa unutmadan şu küçük tencereyi de al. Şeyy senin kazan doğurdu da! Adamcağız, Hoca’nın söylediklerine şaşırır. Ama hiç yoktan bir tencere kazandığına çok sevinir. Memnuniyetle tencereyi alır. Birkaç gün sonra Nasrettin hoca, Komşusundan yine kazanı ister. Komşusu sevinçle kazanı ona verir. Aradan günler geçer. Ama Nasrettin Hoca bir türlü kazanı getirmez. Merak eden komşusu Hoca’nın evine gider. – Hoca’m, neredeyse bir ay oluyor, bizim kazanı getirmedin, deyince Hoca üzgün – Ah komşum. Sorma, başın sağ olsun. Senin kazan öldü, der. Bunu duyan komşusu, – Ne diyorsun Hoca. Hiç kazan ölür mü, deyince Nasrettin Hoca şöyle cevap verir: – Neden şaşırdın komşum. Kazanın doğurduğuna inanıyorsun da öldüğüne neden inanmıyorsun?

İçinde Ben De Vardım Nasrettin Hoca Fıkrası

Nasrettin Hoca, bir sabah evinden çıkarken komşusuna rastlar. Komşusu: Hoca’m dün akşam evinin önünde geçiyordum. Paldır küldür sesler geliyordu sizin evden. Ne o, yoksa bir şey mi oldu, diye sorar. Nasrettin Hoca: – Hiç bir şey olmadı canım. Sadece şu benim cübbem merdivenlerden düştü. Onun sesini duymuşsun herhalde der, Komşusu inanmaz. – Olur mu Hoca Efendi. Merdivenlerden yuvarlanan cübbe hiç öyle ses çıkarır mı? bunun üzerine Nasrettin Hoca, – İyi ama komşucuğum, cübbenin içinde ben de vardım, diye karşılık verir.

İçinde Bulunmayın Da Nasrettin Hoca Fıkrası

Mahalleli, cenaze meselesi yüzünden tartışmaya başlamış. Kimisi, cenaze götürülürken tabutun önünde durmalı diyormuş. Kimisi, sağında, kimisi solunda, kimisi de arkasında bulunmalıyız diyormuş. Sonunda: – Nasrettin Hoca’ya soralım, demişler. – Hoca’m, ne dersiniz, cenazede nerede bulunmak gerekir, diye sormuşlar. Nasrettin Hoca kimseyi kırmak istemediği için. – Vallahi, tabutun içinde bulunmayın da istediğiniz yerde bulunun, demiş.

Ne Arıyormuş Nasrettin Hoca Fıkrası

Bir gece Nasrettin Hoca’nın canı çok sıkılır. O da biraz dolaşmak için dışarı çıkar. Ama o zamanlar geceleri dolaşmak yasakmış. Bekçi Nasrettin Hoca’yı görünce hemen yanına gider. – Hey, Hoca efendi. Geceleri dolaşmanın yasak olduğunu bilmiyor musun? Söyle bakalım burada ne arıyorsun, diye sorar. Nasrettin Hoca hemen bir cevap bulur. – Şeyy. Uykum kaçtı da onu arıyorum!

İnanmazsan Ölç Nasrettin Hoca Fıkrası

Bir Gün Komşusu Nasrettin Hoca’ya, – Hoca’m, sen çok bilgilisin. Söyle bakalım dünyanın ortası neresidir, diye sorar. Nasrettin Hoca gülümser, -Tam şu ayağımı bastığım yerdir, der Komşusu ona inanmayınca Nasrettin hoca şöyle der: – Eee, komşucuğum. İnanmazsan ölç!

Eşek Olmak Gerekirmiş Nasrettin Hoca Fıkrası

Timur, çok sinirli ve sert bir hükümdarmış. Köylüler ona bir eşek hediye etmek istemişler. Nasrettin Hoca’ya gitmişler. – Hoca’m, içimizdeki en akıllı ve en cesur kişi sensin. Şu eşeği bizim adımıza Timur’a götürür müsün, demişler. Hoca, köylülerin isteğini kabul etmiş. Eşeği alarak Timur’a götürmüş. Timur, keniisine bir eşek hediye edilmesine çok kızmış. – Ben büyük bir hükümdarım. Ne cesaretle bana böyle bir eşek hediye edersiniz, demiş. Hoca Timur’un çok kızdığını görünce, – Ama hükümdarım bu eşek çok zekidir. Kısa zamanda okumayı bile öğrenebilir, demiş. Timur şaşırmış. – Demek öyle. O halde on beş günde ona okumayı öğret, demiş Nasrettin hoca eşeği alarak köyüne dönmüş. Ne yapıp edip Timur’u ikna etmeliymiş. Sonunda aklına iyi bir fikir gelmiş. Önce bol miktarda arpa almış. Bir kitabın sayfalarının arasına yerleştirmiş. Hca eliyle sayfalarının arasına yerleştirmiş. Hoca, eliyle sayfaları çevirince, eşek bu işe iyice alışmış. Artık sayfaları diliyle de çevirebiliyormuş. Nasrettin Hoca kitabın arasına arpa koymamaya başlamış. eşek de sayfaları çevirip aiai diye bağırmış. On beş gün sonra Nasrettin Hoca, Timur’un yanına gitmiş. Elindeki kitabı eşeğin önüne koymuş. Eşek, bir yandan kitabın sayfalarını çeviriyor diğer yandan da bağırıyormuş. Timur, bunu görünce çok şaşırmış. – Çok güzel sayfaları çevirip bağırıyor. Ama ne dediğini nereden anlayacağız, diye sormuş. Hoca gülerek cevap vermiş. – Aman efendim. O bir eşek. Ne dediğini anlamak için eşek olmak gerekir!

Eşeğe Yardım Ediyorum Nasrettin Hoca Fıkrası

Nasrettin Hoca, bir gün eşeğine binip çarşıya gitmiş. Torbasını tıka basa doldurup omuzuna atmış. Tekrar eşeğine binip yola çıkmış. Yolda karşılaştığı komşusu, – Ya, hoca bu ne hal? Ne diye torbayı eşeğinde yüklemiyorsun, demiş. Hoca cevap vermiş. -Zavallı eşeğe yardım ediyorum. Zaten beni bile zor taşıyor!

Kapıdan Ayrılma Nasrettin Hoca Fıkrası

Küçük Nasrettin’in annesi çamaşır yıkayacakmış. – Oğlum, ben göl kenarında çamaşır yıkayacağım. Sen de burada beni bekle. Sakın kapıdan ayrılma, yoksa eve hırsız girer, der. Annesi gittikten sonra küçük Nasrettin beklemeye başlar. Biraz sonra teyzesi gelir. – Nasrettin, yavrum bu akşam size geleceğiz. Hemen annene haber ver. Unutma tamam mı, diyerek gider. Küçük Nasrettin düşünür taşınır. Sonunda aklına bir fikir gelir. Evin kapısını sırtına alıp, Annesinin yanına koşar. Annesi onu görünce çok şaşırıp, – Oğlum, bu ne hal, diye sorar. Küçük Nasrettin: -Anneciğim, sen bana sakın kapıdan ayrılma demedin mi, der.
Karanlıkta Nasıl Göreyim Nasrettin Hoca Fıkrası
Nasrettin Hoca ile karısı gece yarısı uyanırlar. İçerisi çok karanlıktır. Karısı: – Hoca, şu mumu yakıver, der Nasrettin Hoca: -Mum nerede hatun, diye sorar. Karısı: -Bak hemen sağ tarafında, der. Nasrettin hoca uykulu uykulu: -Aman hatun! Bu karanlıkta sağımı sorumu nasıl göreyim, diye karşılık verir.

Kaynak: https://masaloku.com.tnasrettin-hoca-fikralari
submitted by masalokucomtr to u/masalokucomtr [link] [comments]